SEMÂ DİN MİDİR, KÜLTÜR MÜDÜR?
Nadir Karnıbüyükler
Semâ için yalnız dindir demek de, yalnız kültürdür demek de meseleyi eksik bırakır.
Semânın kökü dindedir; özü irfandır; dili edeptir; tarih içinde aldığı biçim kültürdür.
Fakat Semâ, kökünden koparıldığında yalnız kültürel bir gösteriye dönüşme tehlikesi taşır.
Semâ, İslâm’dan ve Hz. Mevlânâ’nın kulluk anlayışından bağımsız doğmuş bir folklor değildir.
İçinde Kur’ân, salavat, naa‘t, zikir, tekbir, dua, ney, Mevlevî mûsikisi ve tasavvufî terbiye vardır. Bu bakımdan onun beslendiği kaynak dinî ve tasavvufîdir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Semâ, namaz ve oruç gibi bütün Müslümanlara emredilmiş müstakil bir farz ibadet değildir. Mevlevî yolunda zamanla belirli âdâb ve erkân içerisinde şekillenmiş bir zikir, tefekkür ve mânevî terbiye usulüdür.
Bu sebeple şu cümle daha isabetlidir:
Semâ tabiki dinin kendisi değildir; fakat dinden doğmuş, irfanla derinleşmiş ve Mevlevî erkânı içinde biçim kazanmış mânevî bir uygulamadır.
Din, irfan, edep, kültür ve medeniyet
Din, köktür.
İrfan, kökün öz suyudur.
Ahlâk yani edep, meyvesidir.
Kültür, ağacın tarih içinde aldığı renktir.
Medeniyet, ağacın dünyaya açılan gölgesidir.
Semâ da bu ağacın üzerinde yetişmiştir.
Kökü, İslâm’dır.
Öz suyu, tasavvuf ve irfandır.
Meyvesi, edeptir.
Tarih içinde aldığı şekil Mevlevî kültürüdür.
İnsanlığa açılan tarafı ise medeniyet mirasıdır.
Fakat burada çok önemli bir tehlike vardır:
Kök kurursa gölge kalmaz. Asıl gövde hiç kalmaz
Semânın mûsikisini alır, zikrini çıkarırsanız; tennûresini alır, edebini çıkarırsanız; dönüşünü alır, kulluğunu çıkarırsanız; estetiğini alır, irfanını çıkarırsanız…
Görüntü kalabilir; fakat mâna eksilir.
Hareket kalabilir; fakat seyr ü sülûk kaybolur.
Tennûre kalabilir; fakat dervişlik kaybolur.
Dönüş kalabilir; fakat Semânın hakikati kaybolur.
Kültürleşmesi yanlış mıdır?
Hayır. Semânın aynı zamanda bir kültür mirası olması başlı başına problem değildir.
Asırlar boyunca mûsikisi, şiiri, kıyafeti, mimarisi, âdâbı ve merasim düzeniyle büyük bir kültür meydana getirmiştir.
Problem, kültürün kökün yerine geçirilmesidir.
Yani:
Semâ artık yalnızca kültürel bir gösteridir.
Denildiği anda Mevlevîlik açısından ciddi bir anlam kaybı başlar.
Çünkü kültür semânın tarihî elbisesidir; irfan ise canıdır.
Elbiseyi koruyup canı kaybedersek müze meydana gelir.
Canı koruyup elbiseyi bütünüyle reddedersek de gelenek ve erkân kaybolur.
Mevlevîlik ikisini beraber korumaya çalışır:
Sûreti muhafaza ederken mânayı kaybetmemek; mânayı ararken de erkânı küçümsememek Âdâbını terk etmemektir.
Kadın–erkek Semâı tartışmasıyla bağlantısı
Bu ayrım, konuştuğumuz kadın ve erkeğin aynı Semâ meydanında bulunması meselesinde de önemlidir.
Eğer Semâ yalnız: kültürel bir sahne sanatı olarak kabul edilirse mesele daha çok koreografi, estetik ve toplumsal temsil açısından değerlendirilir.
Fakat Bu Mukâbele-i Şerif’tir; Mevlevî zikridir ve mânevî terbiye meydanıdır deniliyorsa artık yalnız kültürel ölçüler yeterli değildir.
O zaman şeriat, fıkıh, mahremiyet, nazar, edep ve klasik Mevlevî erkânı da ve kurallarıda değerlendirmeye girmek zorundadır.
İşte tartışmanın düğüm noktası buradadır:
Semâı hangi zeminde tanımlıyorsanız, ona uygulayacağınız ölçüler de o zemine göre değişir.
Buna göre sema dönmek ve sema yapmak şeklinde değerlendirilebilir
Ey canlar…
Semâ din midir, kültür müdür?
Tabiki öncede dediğimiz gibi sema bir din değildir.
Ben derim ki:
semânın kökü dindedir.
Öz suyu irfandır.
Meyvesi edeptir.
Elbisesi kültürdür.
İnsanlığa uzanan gölgesi medeniyettir.
Ama unutmayalım:
Gölgeyi yaşatmak istiyorsanız ağacı koruyacaksınız.
Ağacı korumak istiyorsanız da kökü koruyacaksınız.
Semâyı yalnız kültür hâline getirirseniz dönüşü koruyabilirsiniz ama yönelişi kaybedebilirsiniz.
Dönersiniz ama, semâ etmiş olmazsınız
Mûsikiyi koruyabilirsiniz ama, zikri kaybedebilirsiniz.
Tennûreyi koruyabilirsiniz ama, edebi kaybedebilirsiniz.
Meydanı koruyabilirsiniz ama, meydanın sahibini unutabilirsiniz.
İşte asıl tehlike budur.
Semânın hakikati insanın dönmesinde değil, nefsinin merkezinden çekilmesi. Asli merkeze yönelmesidir.
Çünkü semazen dönmeye başladığında dünyaya şunu söylemez:
Bana bakın, ben dönüyorum, demez.
Bilakis, hâl diliyle der ki:
Ben merkez değilim der.
Ve belki semânın bütün sırrı bu işte tek cümlede saklıdır:
Din köktür.
İrfan candır.
Edep meyvedir.
Kültür elbisedir.
Semâ ise bütün bunların Hakk’a yönelmiş hâl dilidir.
Kökten kopan Semâ, gösteriye;
edepten kopan Semâ, harekete;
zikrinden kopan Semâ, mûsikiye dönüşür.
Fakat kökü, irfanı ve edebi birlikte kaldığında, dönüş kulluğun sessiz diline dönüşür.
Hû… Vesselam