MEVLEVİLİK TARİKAT MIDIR, KÜLTÜR MÜDÜR?

Nadir Karnıbüyükler

Mevlevîlik, tarihsel ve dinî kökeni bakımından bir tasavvuf yoludur (tarikattır); fakat yüzyıllar içinde edebiyat, mûsikî, hat, mimari, sofra ve hizmet adabı, kıyafet ve Semâ gibi alanlarda çok güçlü bir kültür ve medeniyet mirası da meydana getirmiştir.

Kısacası: Mevlevîlik yalnız kültür değildir; fakat yalnız tarikat teşkilatı kavramına da indirgenemez.

Tarikat olarak Mevlevîlik

Hz. Mevlânâ’nın vefatından sonra, özellikle Sultan Veled ve sonraki nesiller döneminde Mevlânâ’nın irfanı belirli bir adap, erkân, eğitim ve silsile içerisinde kurumsallaşarak Mevlevîlik adını alan tasavvuf geleneğine dönüşmüştür.

Bu yönüyle Mevlevîliğin merkezinde:

Allah’a kulluk, Hz. Peygamber’e bağlılık, Kur’ân ve Sünnet, nefis terbiyesi, zikir, sohbet, hizmet, edep, seyr ü sülûk ve mânevî olgunlaşma vardır.

Dolayısıyla tarihî Mevlevîliği yalnızca Semâ yapan kültürel bir topluluk olarak tarif etmek eksik kalır.

Çünkü Semâ, Mevlevîliğin tamamı değildir.

Semâ, daha geniş bir terbiyenin görünür ifadelerinden biridir.

Kültür olarak Mevlevîlik

Fakat yedi asrı aşan tarih içinde Mevlevîlik öylesine zengin bir medeniyet çevresi oluşturmuştur ki etkisi tekke duvarlarının dışına taşmıştır.

Mevlevîhanelerde mûsikî gelişmiş, şiir okunmuş, Mesnevî şerhleri yapılmış, hat ve çeşitli sanatlarla uğraşılmış, sofra ve misafir ağırlama adabı gelişmiş, mimari ve estetik bir dil meydana gelmiştir.

Bu sebeple bugün Mevlevî kültürü demek de doğrudur.

Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:

Mevlevîlik kültür üretmiştir; fakat başlangıçta yalnız kültür üretmek amacıyla kurulmuş bir kültür hareketi değildir.

Kültür, onun tarih içinde meydana getirdiği meyvelerden biridir.

Semâ üzerinden farkı daha açık görebiliriz

Eğer Semâ’yı yalnız kültür olarak görürsek daha çok şunları konuşuruz:

Mûsikî nasıl?

Tennure nasıl?

Dönüş nasıl?

Meydan düzeni nasıl?

Tarihî miras nasıl korunacak?

Bunların hepsi önemlidir.

Fakat tasavvuf açısından bir soru daha vardır:

Bu dönüş insanın nefsinde neyi değiştirdi?

İşte tarikat ile kültür arasındaki ayrım burada belirginleşir.

Kültür bize hareketin biçimini aktarabilir.

Tasavvufî terbiye ise o hareketin insanın kalbinde ve ahlâkında neye dönüşmesi gerektiğini sorar.

Semazen meydanda çok güzel dönebilir.

Fakat meydandan çıktıktan sonra kibri, öfkesi, gösteriş arzusu ve benlik iddiası hiç değişmiyorsa Mevlevî terbiyesinin asıl gayesi açısından ciddi bir eksiklik vardır.

Daha derin bir ifadeyle

Bunu bir ağaca benzetebiliriz:

Din köktür. Tasavvuf o kökten beslenen irfan ve ihsan yoludur.
Mevlevîlik bu irfanın tarih içinde teşekkül etmiş yollarından biridir.
Edep onun terbiyesidir.
Semâ onun sembolik ve âyini ifadelerinden biridir.
Mûsikî, şiir, sanat ve estetik ise onun meydana getirdiği büyük kültür mirasının parçalarıdır.

Kökü kesip yalnız dalları sergilerseniz geriye kültürel bir görüntü kalabilir.

Fakat kökü koruyup dalları da yaşatırsanız Mevlevîliğin tarihî bütünlüğünü daha doğru kavrarsınız.

Bu nedenle benim kullanacağım en dengeli ifade şudur:

Mevlevîlik, özünde İslâm tasavvufu içerisinde teşekkül etmiş bir mânevî terbiye yoludur; tarih içinde ise büyük bir irfan, sanat, edep ve kültür medeniyeti meydana getirmiştir.

Velhasıl

Mevlevîlik yalnız dönmek değildir; dönüştürmektir.

İnsanı bilgiden irfana, iddiada edebe, benlikten hizmete, kesretten vahdet şuuruna çağırır.

Semâ onun görünen yüzüdür;

Edep terbiyesidir;
Hizmet imtihanıdır;
Âşk ateşidir;
Kulluk ise özüdür.

Bu yüzden asıl soru: Mevlevîlik tarikat mıdır, kültür müdür sorusundan biraz daha derindedir:

Mevlevîliğin kültürünü yaşatırken, onu doğuran irfan ve kulluk terbiyesini de yaşatabiliyor muyuz?

İşte bugün üzerinde durulması gereken esas mesele budur.

Huuu

Vesselam